Her köşesinin ayrı bir güzelliği, kendine özgü doğası ve tarihiyle tam bir cennet olan vatanımızın, son zamanlarda turistik gezileriyle de özellikle Doğu Ekspresiyle gündeme gelen Serhat Şehri Kars, adeta bir tarih müzesi oluşu, doğal güzellikleri ve Ruslardan kalma yapıtları ile zevkle gezeceğiniz bir ilimizdir. İçinde birçok hikâyeyi, yaşanmışlığı barındıran bu güzel şehrin insanını anlatan baş rollerinde Tarık Akan ve Şerif Sezer’in paylaştığı Deli Deli Olma filmindeki izleyenlerin diline dolanan;
“Bir sarmaşık olsaydım,
Sıkıca tutunsaydım bir yere.
Sökülüp atılmasaydım,
Kökümü salsaydım derinlere…” şarkısının, Kars’ın tarihinde önemli bir yeri olan Malakanlar’ın duygularını ifade ettiği bilinmektedir.
Kars Kalesi, Ani Harabeleri, Havariler Müzesi, Kars Fethiye Cami, Susuz Şelalesi, Sarıkamış Ormanları ve bunun gibi pek çok tarihi binalarıyla dolu olan Kars’ın en ilgi çekici yerleşim yeri Kars Merkezine 46 km uzaklıkta olan Boğatepe Köyüdür. Eski adıyla Zavotlar Köyü diye bilinen köy, gravyer ve kaşar peynirinin de, anayurdudur.
Kars Kalesi, Ani Harabeleri, Havariler Müzesi, Kars Fethiye Cami, Susuz Şelalesi, Sarıkamış Ormanları ve bunun gibi pek çok tarihi binalarıyla dolu olan Kars’ın en ilgi çekici yerleşim yeri Kars Merkezine 46 km uzaklıkta olan Boğatepe Köyüdür. Eski adıyla Zavotlar Köyü diye bilinen köy, gravyer ve kaşar peynirinin de, anayurdudur.
Osmanlı İmparatorluğu ve Rusya arasında tarihte 93 harbi diye bilinen 1878 savaşından sonra Osmanlı Devleti, Kars, Ardahan, Iğdır, Erzurum Bölgesini, Ruslara bırakır ve buraya Malakanlar yerleşir. İbadetlerinde Tanrı ile kulun arasına kimsenin giremeyeceği inancından dolayı Malakanlar, Rus Ortodoks Kilisesi ile ters düştüklerinden bir nevi Rusya tarafından bu bölgeye sürgün edilmiş olurlar. Çalışkanlıkları ve yardımseverlikleri sayesinde bölge insanı ile ilişkiler kurarak onlara tarım ve hayvancılıkta büyük katkı bulunurlar. 1917’de Bolşevik Devriminden sonra Ruslar ülkelerine geri çekilince Malakanlar 1960’lı yıllara kadar memleketlerine geri dönerler.
Malakanların dönmesiyle eski adı Zavot yeni adı Boğatepe olan köye Gürcistan, Tiflis, Borçalı Bölgesinden, Karapapak Terekemeler yerleşirler. Başlarına kuzu derisinden kara kalpak giydikleri için Karapapak denilmiştir. Kökleri Kafkaslar’da yaşayan Oğuz Türklerine dayanmaktadır. Büyülü masalımsı bir geçmişe sahip olan Boğatepe Köyü günümüzde de ilklere ve büyük başarı hikâyelerine imza atmaya devam etmektedir.
2000 yılında köyün servis aracının kaza yapmasıyla 22 kişi hayatını kaybeder ve köy göç vermeye başlar. 25 aile gider. Zümran Ömür ve eşi Kazım Ömür ve İlhan Koçulu ile oturup ailelerin gitmesi, üretimin durması ve köyün yok olmaya başlaması sebebiyle köy için neler yapılabilir diye düşünüp; 2007 yılında Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneğini kurarlar. Başkanı Zümran Ömür ve 45 kadın 15 erkek üyesi olan dernekte bitkiler üzerine çalışmalar yapılmaktadır. Evli, üç çocuk ve bir torun sahibi olan Zümran Ömür 47 yaşında, ilkokul mezunu ve hayatı Türkiye‘nin en uç şehri olan Kars’ın 2400 rakımlı köyünde geçiyor.
Güler yüzlü, samimi ve tüm misafirperverliğiyle bizi karşıladığın da iyi ki gelmişim, görmüşüm ve iyi ki böyle bir toprağın insanıyım diye şükrettim. Bir kadın olarak size hissettirdiği, gururun yanında, insanın zor şartlarda da başarılı olabileceğinin sembolü.
Zümran Ömür, gravyer peynirinin Kars’ta nasıl üretilmeye başladığını ve köydeki peynir üretimini, bitki çeşitliliğini ve kadının çalışma hayatına nasıl katıldığını, peynir müzesini şöyle anlatıyor;
Gravyer mandırası olan bina aynı zamanda tarihi bir yapı. Üst katı imalathane olup, soğuk hava deposu. Aynı zamanda çok amaçlı düğün ve toplantı salonu olarak da kullanılmakta. Alt kat ise Türkiye’de ilk, dünyada ikinci olan eko peynir müzesi olarak kuruldu. Derneği kurduktan sonra bir araştırma yapıldı, araştırmalar sonucunda Kars, Ardahan ve Boğatepe bölgesinde peynir çeşitliliğinin 30 tür olduğu, köyümüzde ise sadece 10 çeşidin kaldığını öğrendik. Nasıl geri kazanabiliriz diye araştırma yaptık. Bir müze kurarsak hem kalıcı olur hem de gelecek nesillerimize aktarırız dedik ve müzeyi kurduk. Bina atıl bir durumdaydı. Birleşmiş Milletlerden aldığımız fon ve Bakanlık izniyle binayı kurduk. Aldığımız fon yetmeyince köylü işin içine girdi. Köylünün desteğiyle aslında bu müze var oldu diyebiliriz. Böylece 30 tür peyniri yaşlılarımızdan öğrenerek, geleneksel usulü kaybetmeden sofralarımıza koymaya başladık ki, bu kültürümüz gelecek nesillere de aktarılabilsin. Aslında binamız tarihi bir bina. 1880’li yıllarda David Moser isimli İsviçreli iş adamı Gürcistan’da gravyer yapıyormuş, Gürcistan’dan İsviçre’ye gitmek için tren ve atlarla yola çıkmış. Atların dinlenmesi için bir kışla varmış. Gece kışlada konaklamış, sabah olduğunda doğanın çok güzel olduğunu ve burada gravyer yapılabileceğine karar vermiş. O dönem burada yaşayan insanlar da Ruslar ve Malakanlar. Onlarla birlikte süreci başlatmış. 1917 yılına kadar burada gravyer yapmış. 1917 yılında savaştan dolayı gitmek zorunda kalmışlar. İki yıl köyümüz boş kalmış. 1920 yılında Gürcistan’dan bizim akrabalarımız göç etmişler. Onlar da İsviçre usulünde gravyer yapıyorlarmış. Tüm akrabalarını getirerek 30 yıllık kooperatifçilikle de gravyeri devam ettirmişler.
Mustafa Kemal Atatürk sınıf arkadaşı Filibeli Fehmi Bey’i Kars’a göndermiş, demiş ki; “Kars’ta çok güzel hayvancılık ve süt var. Sen git onlara ’kaşkaval’ öğret. Böylelikle Filibeli Fehmi Bey’den kaşkaval öğrenmişiz. Ama kaşkaval günümüze gelene kadar isim değiştirip “kaşar” olmuş. Asıl Balkanların peyniridir ama biz hem gravyere hem kaşara çok sahip çıkıyoruz. Çünkü biz hiç gelenekselini kaybetmedik. Şırdan maya ile mayalıyoruz. Üç üründen oluşan bir peynir türümüz var. Süt, kaya tuzu ve şırdan mayadan oluşan peynirlerimiz var. Koruyucusuz ve geleneksel üretimi devam ettiriyoruz ki hem gelenekselimiz kaybolmasın hem probiyotik bakterilerimiz canlı kalsın. Binamızı 2010 yılında kurduk.
Müzemize atalarımızın fotoğraflarını koyduk. Çünkü bu miras bize atalarımızdan kaldı. Biz de bu mirası gelecek nesillere aktarmak istiyoruz. Ödül almış ustalarımız var. İlyas Usta, Mansur Usta, Ahmet Usta gibi… Halen köyümüzde yaşayan buraya yerleşmiş Alman ailelerimiz var. Köyümüzün eski ismi Zavot. Zavot, Rusça da fabrika demek. Bizim atalarımızın elde ettiği bir inek ırkımız var o da Zavot ırkıdır. Zavot ineği köyümüzün tescilli hayvanıdır. Köyümüzde 650 tür bitki var. Hayvanlarımız oralarda otladığı için bu otlar süte giriyor ve o da kaliteli bir peynir olmasına neden oluyor.
Ayrıca Zümran Hanım bize köydeki kadınlarla ilgili olarak kendilerini ifade edebilmeleri için, iletişim, sağlık ve beslenme kurslarının yanında köyün 2400 rakımlı olmasından dolayı, çok soğuk olmasının etkisiyle, kadınların eklem ağrıları için yoga dersleri aldıklarını ve köye gelen Fransız bilim insanlarıyla iletişim kurabilmek amacıyla da, bir yıl Fransızca öğrenip, Fransızca konuşabildiklerini anlattı.
Şartlar ne kadar zor olursa olsun başarının azim ve çalışmayla olabileceğinin en güzel örneklerinden biri olan Zümran Hanım ve Boğatepe Köyünün sıcak insanlarıyla gurur duyuyor ve başarılarının devamını diliyorum.