2002 Yılı Eskişehir Tepebaşı Belediye’sinin Yazılıkaya Pişmiş Toprak Sempozyumu Cem Karaca konserine gitmiştik. Hayatımın en güzel, en unutulmaz konserlerinden biriydi. Çok büyük bir kalabalık vardı. Arkadaşımla konser başlamadan Yazılıkaya’ yı dolaşmaya başladık. Kalabalığın içinde Cem Karaca gençlerle, halkla sohbet ediyordu. Usulca yaklaştım. Çok heyecanlıydım. İlk kez Cem Karaca ‘ yı yakından görüyordum. ”Ben bir ceviz ağacıyım” şarkısıyla tanımıştım onu ve yıllar geçtikçe büyük bir hayranı olmuştum. Çocukluğumun, gençliğimin en usta sanatçılarından biriydi. Ve sonunda büyük ustayla karşı karşıyaydım. Heyecanlı ve kısık bir sesle “Merhaba” dedim. Sevecen bir ses tonu ve gülümsemeyle elini uzatıp tokalaşarak “Merhaba” dedi.” Adın ne senin” diye sorduğunda “Sultan Gölgeleyen” dedim .Gülerek “ Söyle bakalım kimi gölgeliyorsun Gölgeleyen” sorusuna , heyecanlı, mutlu birazda utangaç bir tavırla “Kimseyi gölgelemiyorum , kendi gölgem ancak bana yetiyor” diye cevap vermiştim. Elini omzuma atarak güldü “ Aferin sana, iyi eğlenceler diliyorum Gölgeleyen” diyerek diğer insanlarla da sohbet edebilmek için ayrılmıştı yanımızdan.
O zamanlarda kameralı cep telefonumuz yoktu, fotoğraf çekinememiştik. Ama o günün her karesi hafızama çok iyi kazınmıştı. Asla unutmadığım güzel bir anı olmuştu.
Ve bugün Nisan 2022!
Aradan 22 yıl geçti, yine benim için hayatıma güzel bir anı, güzel bir dostluk kalacak bir buluşma gerçekleşti. O dünya güzeli, sevgi dolu gözleri, yumuşak naif sesiyle konuşurken sanki şiir okuyormuş gibi anlatımıyla Sevgili İlkim Karaca ile büyük ustayı saatlerce konuştuk. Büyük ustayı konuşmak birkaç saate sığmaz ama birazcık ta olsa onu konuşmak ve anmak 20 yıl sonra bana verilen en güzel hediye, en güzel anı oldu.
Sizin de okurken keyif alacağınızı umduğum bu sohbet ile Cem Karaca’ yı Onu çok seven, ondan bahsederken gözleri ışıl ışıl parlayan, bazen hüzünle bazen gülerek, mutlulukla ve en önemlisi büyük bir aşkla anlatan Sevgili eşi İlkim Karaca’dan dinlemiş olacağız.
5 Nisan 2022 Hem Sadri Alışık Hem Cem Karaca’nın doğum günü. Bugün her ikisini de ebedi istirahatgâhlarında çok kıymetli İlkim Karaca ile ziyaret ettik ve onunla Cem Karaca’ya, sanata, edebiyata ve birçok değerli isimlere dair çok güzel bir sohbet gerçekleştirdik.
Öncellikle bugün için ve Sadri Alışık ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Bugün Sultancım senle birlikte Sadri Alışık ve Cem Karaca’yı kabirleri başında andık dualarımızı ettik ve sonra Cem’ i doğuran büyük sanatçı Toto Karaca’yı mezarı başında; “İyi ki Cem Karaca’yı doğurmuşsun anneciğim" diyerek duamızı edip Cem Karaca’nın doğum gününde annesinin mezarını ziyaret etmiş olduk. Ve nerde olursak olalım onlara dualarımız hep gönderiyoruz.2004’ te Cem’in vefatının 40. Günü; annesinin doğum günü 18 Mart’a denk gelmişti. Önce onu ziyaret etmiştim oradan Cem’in 40. günü anma törenine İran Mezarlığına gitmiştim. 2022 de de böyle oldu. Önce kayınvalidem sonra Cem Karaca ve daima Sadri Alışık! 18 Mart kayınvalidemin doğum günü Sadri Alışık’ ında ölüm yıldönümü. Bugün Sadri abiyi kabri başında oğlu, torunu ve sevenleriyle birlikte andık Kerem Alışık çok vefalı bir evlat Allah herkese Cem Karaca, Kerem Alışık gibi evlat nasip etsin. Anne-babasının hem doğum gününde hem ölüm yıldönümünde mutlaka anar. Allah uzun ömürler nasip etsin. Cem’de hayattayken mutlaka anne-babasını anardı.
Sadri Abi şiirler yazar, resim yapar, tiyatro oynardı. Filmleri oldu, sesi çok güzeldi, şiirlerini okur, seslendirirdi. Bütün bunlar Cem’ de ve Fikret Hakan, Allah uzun ömürler versin Cüneyt Arkın’ da da var ve bunlar beni çok etkiliyor. Bu insanların şiirlerini bestelemek, okumak, nasip oldu. Bu bizim için çok kıymetli ve Cem sağlığında bunları gördüğünde besteleri dinlediğinde çok mutlu oluyordu. Hatta kendi şiirlerinin bestelediğimi gördüğü zaman “İnsanın kendi karısının bestelemesi de çok güzel oluyor yahu” diyerek mutlu oluyordu. İnsanın kendi kocasından takdir görmesi en önemli şey bence. Çünkü karı kocanın anlaşması dünya da ki en büyük rahatlık. Kendini anlatmak için bir çaban yok. Sen olduğun gibi davranıyorsun o seni çok güzel anlıyor. O olduğu gibi davranıyor sen onu hiçbir şüphe duymadan anlıyorsun. Hayat mutluluk doluyor, aydınlık oluyor, şeffaf oluyor. Gerçek eş oluyor ve sadece kendi yolunuzla yürüyorsunuz. Allah herkese böyle ideal aşklar nasip etsin. Bunun ne zamanı var, ne yaşı var. Ben buna Allah’ın takdiri diyorum. Evlilik bir kaderdir ona inanıyorum.
Cem Karaca ile ne zaman tanıştınız? Cem Karaca sizin gözünüzde nasıl biriydi? Sizi etkileyen, unutamadığınız ve biraz özel olacak ama birlikte geçirdiğiniz en güzel anlardan biraz bahsede bilir misiniz?
Ben Cem’i 17 Aralık 1997’de tanıdım. 37 yaşındaydım. Cem 1945 doğumluydu, 40’ ını aşmıştı. Yaş bizim için hiç önemli olmadı. Sanki aynı yaşta gibi, aynı dönemi yaşıyoruz gibi hissettik hep. Çok çocuksuydu, çok neşeliydi. Sahnede ciddi bir duruşla şarkı okuduğu için insanlar onu çok ciddi zannederlerdi.
Cem Taksiye bindiğimiz zaman arka kapıyı açar centilmence beni oturtur, kapıyı kapattıktan sonra taksi şoförünün yanına geçerdi. Sohbet etmeye başlardı. Yurtdışında ki trafikle İstanbul trafiğini kıyaslar, Almanya, İngiltere, Amerika, Hindistan, Kıbrıs trafiğini anlatırdı. Ve siz Cem’le takside dolaşırken tüm dünyayı dolaşmış gibi hissederdiniz. İnsanlara bildiklerini aktarmayı çok severdi.
Kıbrıs’ı çok severdi. Rauf Denktaş’a çok büyük sevgi saygısı vardı. Rauf Bey’e şiir yazmıştı. Bir konser öncesi Rauf Bey bizi öğle yemeğine davet etmişti. Rauf Denktaş’ da sevecen, konuşmayı seven, fotoğraf çekmeye ilgisi olan biriydi.
Cem’le askerlik arkadaşı gibi sohbet ederlerdi. Hayranlıkla dinlerdim. Benim de konuşmaya katılmamı çok isterlerdi ama ben onları dinlemekten büyük keyif alırdım. Bir gün Rauf Bey bana sözü vermek için “Senin kocan çok konuşuyor sıkılmıyor musun?” dedi. ” Hayır Rauf Bey her şeyi konuşuyor benimle hiç kafamda soru işareti bırakmıyor” dediğim zaman “Çok haklısın benim eşimde bazen rahatsız oluyor, kafam karışık olduğu anlarda beni konuşturmaya çalışır ama konuşmam siyasetçi kimliğime bürünürüm”
Bende dedim ki “Ama bunu eşinize yapmamanız lazım Rauf Bey, kadınlar kocalarının onlara her şeyini anlatsın isterler.”
Rauf Bey bana “Öyle sarhoş olsam ki bir an seni unutsam” kimin şarkısıydı diye sordu Tanju Okan’ın diye cevap verdim. (Çok severim Tanju Okan’ın sesini, beni çok etkiler.)
Rauf Bey tıraş olurken bu şarkıyı söylermiş. Bir gün eşi Aydın Hanım demiş ki niye bu şarkıyı söyleyip duruyorsun kimi unutmak istiyorsun. Rauf Bey o an şok olmuş "Macarious canım" demiş.
Cem de “Rauf Bey ne kadar güzel düşünüp söylediniz.”
“Ama öyle onu düşünüyordum. Başka bir şey hiç mümkün mü? Biz de sizin gibi birbirimizi çok severiz, sayarız.” Bize uzun ömürler mutluluklar diledi.
Rauf Denktaş’a Cem bir şiir yazmıştı. Ayrıca yurt dışından dönmesine vesile ola Semra Özal’a “Öz Semra’m” diye bir şiir yazmıştı. Ben yıllar sonra rahmetli Turgut Özal’ın “Bir şiir istiyorum” adlı şiirine beste yapmıştım. Benimde teşekkürüm öyle oldu. Rauf Bey’in bana hediye ettiği kitabından 4 şiirini besteledim.
Şarkılarla şiirle, vefayla dolu bir hayattı bizim evliliğimiz.
Tanışmanız nasıl oldu?
Haslet Soyöz ikimizin ortak arkadaşı ve ikimizde bilmiyoruz. Benim ilk şiir kitabım “Sev sevil’ in” kapağını çizmişti. Cem Karaca’nın da “Cemaz-Ül-Evvel” isimli cd’ sinin kapağını çizmiş. Ben Haslet’ i Cem Vakfı’nın Sarıyer Tarabya otelinde ki yılbaşı yemeğine davet ettim. Bana “ İlkim sen Cem Karaca’yı tanıyor musun?” Sanatçı olarak tanıyorum dedim. ” Cem Bektaşi ‘ dir ve Bektaşileri çok sever. Cem Vakfının onu aramamasına çok üzülüyor, onu da davet etsene” dedi. Gelir mi diye sorduğum da “Sen ararsan gelir” dedi. Cem Vakfı’nın Başkan Yardımcısı babam Hasan Hüseyin Erkan’ dı.17 Aralık 1997 hiç unutmuyorum!
Cem o akşam geldi, bana bakarak şarkı söyledi. Babamın elini tutarak, o gün oraya davet edildiği için babama çok methiyeler dizdi. Hediyeler hazırlamıştım konuklara vermek için. O akşam çok teşekkür ederek, hediyemi kabul etti. Daha sonra bizim evimiz olan eve gittiğim zaman benim hediyemi duvarda görmüştüm. Bir üzerlik temsiliyle gümüş üzerlik altın da da nazar boncuğu vardı. Bir kaç ay sonra İstiklal Caddesinde bir barda şarkı söylediğini söylemişti ve ben onu orada dinlemeye gitmiştim. Bende ki Cem Karaca hayranlığı başlamıştı.O programdan sonra çıkmaya başlamıştık. Hayatımda ilk defa bara gittim ve Cem Karaca dinledim. Güzel bir başlangıç oldu.İyi ki evlenmişiz çok mutlu olduk.
İlkim Hanım 14 Mart Tıp Bayramı için verdiğiniz bir konser vardı afişini kendiniz tasarlanmıştınız sanırım!
Konseri şubatta verdim zaten 11 Mart'ta pandemi başlamıştı konserde Cüneyt Arkın'ın, Profesör Doktor Hüsrev Hatemi' nin, Profesör Doktor Alaeddin Yavaşça hocanın ve birçok doktordan oluşan çok güzel bir repertuar hazırlamıştım. Konserlerimde afişleri kendim hazırlarım. Doktorları beyaz güllere benzetip afiş hazırlamıştım. Her şarkıya bir beyaz gül koymuştum bu detayları hazırlamak çok hoşuma gidiyor.
Cem Karaca bununla ilgili size güzel bir yorumu vardı.
Evet Cem bunu takdirle karşılardı. “ Bu ancak sanatçı bir kadının düşüncesi" derdi. "Sen sanatçı doğmuşsun ilkim o yüzden beni çok iyi anlıyorsun” derdi.
Cem Karaca'nın çiçeklerle arası nasıldı, en çok hangi çiçeği severdi, evde çiçek bakıyor muydunuz?
Az öz çiçek bakıyorum. Şehir dışına çıkıp eve döndüğümüz de Cem kendi kartvizitine “Beni sula” diye notlar yazıp saksılara koyardı. Cem’in sevdiği bakara güldü! Bana doğum günümde yaşım kadar kırmızı güller alırdı. Kendi mezarına pembe yonca vasiyet etmişti, annesinin mezarına da bin bir renk olsun diye ipek çeçeği olsun istemişti. Cem Karaca'nın yazdığı bir kitap vardı “Gazal” bunu da 10. ölüm yıldönümünde mezarı başında dostlarımıza hediye etmiştik. Kitabın ön kapağında annesinin arka kapağında Cem'in fotoğrafı var çok hassas, çok ince düşünürdü.
Cem Karaca nikah davetiyenizi de kendisi tasarlamıştı değil mi? Nikah gününüz nasıldı?
Evet Cem kendi tasarladı ve orada sanki anne-babası hayattaymış gibi öyle yazdı. Tasarımda Eros vardı ve Eros' un okunu benim ismimin üstüne doğru gelsin diye davetiyeyi bastırdığımız yeri 2-3 kez ikaz etmişti.
Bizim nikahımız 21 Aralık 2001 dönencede, tıpkı bu yıl gibi karakışın olduğu bir yıldı. Nikahımız Aşiyan' da Boğaziçi Üniversitesi'nin Burç diye bir yeri vardı anne-babam Baltalimanı' nda oturduğu için oraya yakındı; Cem’de aileme yakın olsun istedi, bu detaylara önem veriridi. Nikahı Bakırköy Belediye Başkanı Ahmet Bahadırlı kıydı.
Çetin Altan’ı nikah şahidi olarak düşünmüştü fakat “gelemeyebilirim” dedi Cem “asla gönül koymam” dedi Erol Büyükburç’u davet etti.O'da eşi Emel'i yeni kaybetmişti gelemeyebilirdi. Savaş Manço Belçika'dan geldi fakat sahilden Aşiyan Yokuşunu çıkamadı. Erol abi Cem’in şahidi oldu benim şahidim yoktu. Birçok yakın akrabam ve arkadaşlarım Cem’in arkadaşları vardı. Acaba İlkim kimi şahit seçecek diye düşünülürken hiç tanımadığım birisini seçmek istiyorum dedim. O sırada odaya “Ben Cem Karaca’nın çok koyu hayranıyım.” diyerek birisi girdi. Basri Kalaycıoğlu’ydu sanırım adını tam hatırlamıyorum. Benim nikah şahidim olur musunuz deyip onu seçtim. Dedim ki “Benim nikah şahidim Cem’i çok seven biri olmalı.” Tanıdık olmaması ve Cem’in hayranı olması mutlu etti bizi. Cem ‘ de çok güzel düşünmüşsün diyerek takdir etmişti. Kimseyi kırmak istemedik. Erol Büyükburç o acılı gününde gelmişti Cem'in şahidi olmuştu. Havanın soğuk olması sebebiyle hazırlamış olduğumuz nikah kıyafetini giymemiştim. Çok güzel bir gelinlik ve bir ayakkabı hazırlamıştım fakat o gün soğuk olduğu için giymek istemedim. Hatta Cem’e biz neden 21 Haziran'da evlenmedik dediğimde “Beklemeyelim, beklemek istemiyorum ben seni çuvala sarar yine nikaha götürürüm” demişti Ben de güzel bir bluz ve güzel bir siyah bot giyinerek nikahıma gitmiştim İsrail'den ilk meşhur olduğu Apaşlar grubunda davul çalan arkadaşı Leon Habip de eşiyle birlikte nikaha katılmıştı.
İlkim Hanım grup demişken hep gruplarla devam etmiş, en son hangi grup vardı?
Evet çok grup yapmış dağıtmış anlaşamadığı zaman bitirmiş ama bütün gruplar ile güzel müzikler yapmışlar. Genellikle yolunda gitmeyip ayrılınca başka gruplar kurmuş. Ama önemli olan solist!
En öndedir solist Cem gibi hem besteleyen hem söz yazan hem söyleyen olması çok kıymetli. Son grubu Yol arkadaşları "Taner Ayan, Zafer Şanlı, Aydın Şeref, Nevzat Yılmaz" bunlar gruptakiler. Yol arkadaşları Grubu ile çıkarken vefat etti. Son grubu yol arkadaşları ile Ankara'daki son konserini Saklıkent'te Ocak ayında verdi.
Moğollar grubu hangi tarihteydi?
Moğollar'la 70'li yıllarda grup kurmuşlardı Almanya'dan döndükten sonra Cahit Berkay, Uğur Dikmen. Bir süre sonra klavyede sadece Uğur Dikmen eşlik ediyor, onunla sonra mahkemelik oluyor yani hiçbir şey yolunda gitmiyor. Barış Köker tek klavye ile eşlik etti. Ondan sonra Cengiz ve Murat, bir arkadaşı daha 3 kişiyle birlikte çalıştı. Cengiz Mazhar Alanson’un yeğenidir, O vardı grupta sonra yol arkadaşları oldu. Az önce yol arkadaşlarında saydığımız isimlere Gür Akad’da eşlik etti. Daha doğrusu yol arkadaşlarından önce Kurtalan Ekspres ile bir süre müzik yaptılar birlikte! Sonra onlar kendi konserlerini vermek istediler.
O zaman Cem’de yol arkadaşlarını kurdu ve bu grupla çok mutlu oldu. Cem sahnede hangi şarkı söylemek istiyorsa o şarkının ismini telaffuz ettiğinde ertesi hafta o şarkı çalışılarak geliniyordu. O kadar çalışkan bir gruptu ve hepsi çok saygılıydılar. Gerçekten onlara çok büyük teşekkür borçluyum. Yol arkadaşları grubun adını da Cem koydu “Cem Karaca ve Yol arkadaşları.”
Gerçekten çok güzel çok anlamlı bir isim olmuş ” Yol Arkadaşları”
Onlar hala devam ediyorlar müzik yapmaya.
Cem Karaca'nın son albümü hangisi?
“Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete” son albümü orada Ahmet Güvenç bas gitar çalmıştı.
Son zamanlarında albüm çalışması var mıydı?
Türk müziği albümü yapmak, istiyordu onun repertuarını hazırlamıştı daha önce Ulvi Ergüner’ in bestesi Yahya Kemal Beyatlı sözleri “Erenler” diye şarkısını söylemişti ama beğenmemişti. Çünkü yurtdışındaki bir Batı Müziği Orkestrası ile söylemiş ve beğenmemişti. Yeniden o şarkıyı yorumlamak istiyordu “Ömrüm şu biten neşvesi tam olsun erenler” Babası çok severmiş! Babası için söylemiş! Yine babasının çok sevdiği bir iki Türk Müziği şarkısı söyleyecekti. Kendisinin çok söylemek istediği şarkılar vardı. Daha önce Barış Manço’ da söylemiş mesela “Bir Bahar Akşamı Rastladım Size” onu bir de Cem'den dinlesinler diyordu. Birçok şarkı vardı bunları evde belirlemişti ben kanun çalarak, o gitar çalarak sözlerini ezberlemek için biraz prova ettik. Erol Sayan Hocadan “Ömrümüzün Baharı Birlikte geçsin” onu söylemek istiyordu. Selahattin İçli Hocamdan izin aldık. “Bir sabah bakacaksın bir tanem ben yokum” ve Avni Anıl Hoca'dan birkaç şarkı izin almıştık.
Şarkılarda sanki size ithafen seçilmiş gibi öyle değil mi? “Bir sabah bakacaksın bir tanem” gibi!
Özellikle “Bir sabah bakacaksın bir tanem” sanki bana söylermişçesine.
Cem’ den sonra Konservatuardan hocam Selahattin İçli Hocam’ ın oğlu Murat İçli vefat etti. Başsağlığı için onun aradım. Telefonda bana “Nasıl şarkı seçmiş Cem”
Hocam söylemek nasip olmadı biliyorsunuz dedim.
” Orası mühim değil ama benden izin aldı ve biliyor musun bu benim vasiyet şarkımdır.” dedi. “Hocam yapmayın Allah size ömür versin " dedim.
Hakikaten Selahattin Hocamız vefat ettiği zaman İnci Çayırlı Hocamıza o şarkıyı mezarının başında okumasını vasiyet etmiş ve biz hocamızı gömdükten sonra orada Ahmet Özhan o çok güzel sesiyle duasını okudu, Hocamızı mezara birçok kişiyle birlikte indirdi. Türk halk müziği repertuar hocam Can Etili Hocama 3 tane gül verdim mezara koyar mısın diye! O da öyle toprakla birlikte attı.
Hocam neden öyle yaptınız üstüne koyalım diye vermiştim.
“Ne bileyim öyle attım” dedi. Çok severim çok kıymetli hocalardan feyz aldım, çok emekleri var hepimize, velhasıl İnci Çayırlı hocamız o şarkıyı söyledi.
Ben şunu fark ettim. Siz çok naif, ince fikirli, olaylara sanatsal açıdan bakan bir kişiliksiniz. Ve bu Cem Karaca’nın hayatını çok kolaylaştırmış. Az önce nikah şahidi örneğinde ki gibi! Kimseyi üzmeden kırmadan çözüm bulmuşsunuz
Evet! İkimiz de çözüm odaklıyız. O gün mesela lise arkadaşlarım, akrabalarım gelmiş. Ben o an hangisini seçsem, diğerleri kırılabilir diye düşündüm. Ve hiç tanımadığım ama Cem’in hayranı olması!
Aslında o an onu Allah gönderdi o kulise, o odaya. Savaş Manço olamamıştı,üzülmüştüm.
Bir gece önce Flash TV' de Savaş Ay bir program yapıyordu. Orada bize gerçek nikah değil ama bir tören yapıldı.20 Aralık 2001 Ertesi gün sabahleyin evimizin bekçisinin eşi geldi. Dedi ki “İlkim yenge dün gece televizyonda nikahınızı izledim. Mutluluklar diliyorum. “
“O bir seremoniydi. Nikâhımız bugün kıyılacak.”
Savaş Manço yurtdışındın gelmişti. Öyle bir programda tören gibi oldu.
Kıraç, Murat Kekilli, Feridun Düzağaç Cem Karaca’nın izinden gelen sanatçılar!
Kıraç, Feridun Düzağaç, Murat Kekilli Cem’in konserlerine gelir dinlerlerdi. Feridun Düz ağaç Cem Karaca hayranı. Aslı Şafak’ la “İşin aslı” programında röportaj verirken üzerinde Cem Karaca baskılı t-shirt vardı. Büyük bir sempati duydum.
Kıraç, Feridun Düzağaç, Murat Kekilli bizim ergenlik dönemlerimizin vazgeçilmez sanatçılarıydı ve sanki onlardan sonra gençlerin dinlediği müzik türü daha çok pop sanatçıları ağırlıkta gitti !
-Evet Anadolu Rock yerine pop ağırlıklı gibi. Şimdi aklıma geldi Kıraç’a Cem manevi oğlum derdi
İki şiir sevdalısı olarak Cem Karaca’nın bir de şiir klibi vardı. Nazım Hikmet’in şiirini okuduğu bir klip!
O klibi Savaş Ay çekmişti. Cem’le beraber oynamıştık. Youtube da var. Bizim için çok güzel bir anı oldu.
Türkülerle ilgili Nida Tüfek çinin bir söylemi olmuş. Nurlar içinde uyusun. Onu da rahmetle anıyorum.
Ruhu şad olsun “Türküleri yozlaştırıyonuz” demiş önce eleştirmiş. Hayat bir yerlerde buluşturuyor insanları. Cem’i çok severdi. Nida Tüfekçi’yi anmışken Gamze Hocamla Cem Fenerbahçelidirler aklıma geldi. Sadri Alışık'ta öyle! Fenerbahçe aşıkları.
Gamze Hocam “Tek aşık olduğum sanatçıdır Cem Karaca” der. Gamze Tüfekçi’yi çok severim. Çok tatlıdır, çok insandır, çok vefalıdır. Anne babasının anmalarında mutlaka paylaşır. Bunlar çok kıymetli! Çok iyi anne-babaların çocukları. Kerem’ de öyle bugün sende şahit oldun. Bunlar çok kıymetli insanlar. Allah herkese böyle evlatlar versin Gamze Tüfekçi, Kerem Alışık gibi.
Sizde vefalı bir eşsiniz!
18 yıl olmasına rağmen hiç kaybetmemiş sanki hayattaymış şurada bir yerlerden çıkıp gelecekmiş gibi bahsediyorsunuz.
Öyle! O kadar içime işlemiş ki! Beni hiç üzmedi. Bende onu bir yudum üzmedim. İkimiz birbirimizin kıymetini çok iyi bildik. Böyle olunca yaşıyor gibi oluyor. Birde sesiyle kalması da çok önemli! Bir gözler-bakışlar unutulmuyor o gözleri hep aklımda. Birde sesi hiç unutulmuyor. Bir gün İstinye parkta dolaşırken orada DR' da Cem’in şarkısı çalıyordu bir kenara çekildim ağladım. O kadar etkiledi ki çünkü artık yok. Ege Orman Vakfı Cem için ağaç dikmek istediler beni o açılışa davet ettiler. Benim fazla mil puanlarım vardı siz bana bana bilet almayın dedim .Onlar benim o tavrıma çok şaşırmışlardı ve çok takdir etmişlerdi. Biz karı koca kimseye yük olmak istemezdik. Cem’den sonra ilk kez havaalanına gidiyorum. Havaalanında çok ağladım. Yavaş yavaş alışmaya başlamıştım ama otelde yalnız kalmak, Cem olmadan kalmak zordu. Sonra seyahat etmekten vazgeçtim. Hep İstanbul’da olmak istiyorum.
Peki şu anda neler yapıyorsunuz?
Beni mutlu eden kitaplar yazmak, hatıralarımı yazmak, şiirler okumak, beste yapmak, ve Cem’i anlatmak. Onu anlatırken sanki yanımdaymış gibi hissediyorum. Mutlu oluyorum onu anlatırken. Cem’i anlatmak bitmez. Onu anlatmaya ömrüm yetmez.
Zaten öyle bir anlatıyorsunuz ki sanki şuradan çıkıp gelecekmiş gibi.
(Gülerek) “Naber Hatun” deyip gelecekmiş gibi hissediyorum.
Çok içten bir anlatışınız var. Siz anlatırken benim gözümde canlandı. Az önce havaalanında ikinizi görmüşüm gibi gözümde canlandı!
Gözlükleriyle, göz rahatsızlığıyla ilgili çok güzel espriler yaparmış. Birde şapkası! Hatta size şapkayla ilgili çok güzel bir sözü vardı.
Gözleri miyoptu sonradan ameliyat olmuştu. Sadece kitap okurken yakın gözlüğü kullanıyordu. Evde röportaj verecekti bana şapka tak dedi bende senin şapkaların bana büyük gelir dedim. “Anlamadın sen Cem Karaca'nın şapkasını takacaksın, öyle röportaj vereceksin” dedi. Tabii taktım ve döndü bana “Sen bu ülkeye çok şapka büyüksün” dedi. Benim için bu çok önemli bir takdirdi.
Şapka ve gözlük onunla özdeşleşmişti.
Halit Kıvançla bir şakalaşması vardı, gözlüklerim olmasa sizi Napolyon Bonapart gibi görürüm demişti. Bir de sahnede bir anısı vardı. Köylü kıyafetiyle çıkmıştı. Gözlüklerini takmadığı için iyide göremiyordu. Aşık Mahsuni Şerif türküsünü söylerken “Doktor bak bebeğe param yok ceketimi al” diyerek ceketini konuklara doğru fırlatmış. Ceketi fırlattığı konukta sağlık Bakanı!
Egemen Bostancı kulise çağırmış oda teşekkür edeceğini zannetmiş ama maaşına zam işine son demiş.
Hatıraları çok ve hatıralarıyla da barışıktı.
TRT de program yaptığı dönemlerde çok güzel tarihi olayları anlatmış. İsimleri telaffuz edişi, olayları hiç duraksamadan anlatışı mükemmel! Tarih profesörü gibi bir anlatış tarzı var.
Bana çok güzel tarihi ve gittiği ülkeleri anlatırdı. Dünyanın neresinde hangi önemli olaylar olmuş onu anlatırdı. Derdim ki Cem keşke sen benim tarih Hocam olsaydın.
“Keşke Barış Manço da coğrafya hocası olsaydı güzel anlatıyor"derdi
İkisinin de coğrafya, tarih, felsefeye ilgisi çoktu. İkisi de çok güzel anlatırdı çünkü zekaları o yönde, hiç bakmadan ellerinde kağıt olmadan bilgiyi anlatıyor. Yabancı lisan öğrenmeye çok meraklı ve kabiliyetliydi.
Çok düşünceliydi. O hassasiyeti çok önemliydi ama hiç kimse ona karşı onun gösterdiği hassasiyeti göstermedi. Bunu yaşayarak gördü, bende onunla birlikte gördüm. Öldükten sonrada gördüm. Cem’in dostu sadece ben ve birde ilk karısı Semra varmış. Yalnız bırakıldı. Ben de öyle! Ama bundan üzüntü duymuyorum, sahte dostlukları sevmiyorum. Yalnızlık Allah’a mahsus, Allah benimle onu biliyorum. Öyle olmasa Cem gibi bir insanla hayat yaşarken onsuz kalmak kolay değildi ama Allah o sabrı veriyor.
Cem gitti, yalnızım, kötüyüm gibi karamsarlığınız yok ve bu çok güzel bir insan için, kaybettiği birini yaşatarak yaşaması!
Konuşurken Cem yaşıyor gibi bir duygu veriyorsunuz ve sanatçılarda şunu fark ediyorum, özellikle duyarlı, sanatını toplum için icra edenlerde hep bir yalnızlık duygusu var. Mesela Zeki Müren’ de son zamanlarında öyleydi. Cem Karaca’ da hayatını sanata, topluma adamış bir isim.
Evet, müziğe, insana, sanata adamış. Kart vizitini bastırırken bile "sanat yapar" diye bastırmıştı. Zeki Müren deyince aklıma geldi Sultan’cım Cem’in "Sende başını alıp gitme” şarkısı söylemek için arayıp izin istemiş. “Aman Zeki Bey hiç izne ihtiyaç var mı? Sizin sesinizle benim şarkım taçlanır” demiş. İki nezaket konuşması, fuarda birlikte sahneye çıkmış, birbirlerini iyi tanıyan insanlar. Herkes “Paşam” derdi Cem “Zeki Bey” diye hitap ederdi.
Cem çok saygılı, sevgili bir insandı. Sevgiyle büyümüş, çok sevgi görmüş ve çevresine sevgiyle yaklaşan biriydi. Kötülük görüyor ama o insana iyi davranıyor. Hz. Mevlâna görüşünde. Tabii yine böyle söyleyince Cem’ i anlatmak bitmez! Yine aklıma geldi. Konya’ ya gitmiştik. Erol Büyükburç, Berkant, onların eşleri, Sezen Cumhur Önal’ da vardı. Bir panel düzenlendi ve sonra biz türbeyi ziyaret ettik. Cem dua ederken bana birden dedi ki “ İlkim ayaklarımdan yukarıya çekiliyorum, yükseldiğimi hissediyorum, başka bir şey oluyor, çekiliyorum yukarı doğru.”
Ben tabii anladım onun ne demek istediğini. Beni tut dediğinde koluna girdim ve ikimiz dua etmeye başladık. Cem çıkalım mı dediğim de bana “Geri geri çıkmamız gerekiyor” dedi.
Çıktık “İlkim ruhlar alemi var ve gerçek biliyor musun, hissettim, benim ruhum buluştu Hz Mevlana’ yla “ dedi.
Sadece hayretle dinliyorum, çünkü ben onu hissetmedim ama hadi canım diyerek saygısızlık etmedim. Başka biri olsa böyle bir tepki verebilirdi. Ben onu hep yorumsuz dinlediğim için o bana hep kalbini açtı.
Onun söylediği her şey o kadar derin, kazınmış , o ses ton, harfler aklımda. O kadar güzel sesi olduğu için mi bilmiyorum neden ama unutamıyorum. Hangi sözü hangi ortamda söylediğini, yanımızda kimin olduğunu, ne söylediler de o onu söyledi hepsini hatırlıyorum. Yıllar geçince unutur muyum diye aslında yazmak istiyorum. Az önce konuştuklarımızda hep daha fazlası vardı ama orada durayım dedim. Çünkü Cem’ i anlatmak bitmez. Ne kadar güzel bir şey, bir ömre kaç ömür yaşayarak bu hayatı sürmek. Dolu dolu yaşamak! Herkese nasip olmaz. Mesela bir Sadri Alışık ile ilgili kaç tane hatıramız var. Çolpan Hanımla ilgili öyle, tiyatro hayatlarıyla ilgili o kadar çok ki anılarımız. Hep beraberlerdi. O edebiyat, sanat dolu sohbetleri ederken onların yanında olmak vardı. Müthiş bir şey!
Cem Karaca’ yı Altın Mikrofon yarışmasında ikinci seçen jüride Avni Anıl Hocam, Yusuf Nalkesen, Şekip Ayhan Özışık varmış ve ben yıllar sonra onların şarkılarını konservatuarda öğrendim, sonra korolarda söyledim ve kendi repertuarımı oluşturdum. Bunu da aklıma gelmişken anlatmış olayım.
Son olarak şunu sormak istiyorum.Son okuduğu kitap hangisiydi ve son konserini nerede vermişti?
Attila İlhan' dan "Allahın süngüleri"okumuştu. 6 Şubat 2004 Cuma akşamı İstanbul Salacak' ta Seraglio Bar' da konser verdi, meğer son konseriymiş.
8 Şubat 2004' te sabaha karşı yatağımızda kollarımda son nefesini verdi, Allahu Ekber son sözü oldu.
İlkim Hanım gerçekten çok güzel bir sohbet oldu ve bunun yine devamını umuyorum. Cem Karaca’ yı anlatmak bitmez. Bu samimi, içten, sevecen sohbetiniz için çok teşekkür ederim.Cem Karaca'ya ve hayatta olmayan tüm sevdiklerimize Allah rahmet eylesin.Nurlar içinde uyusunlar.
Amin! Ben de çok teşekkür ederim Sultan’ cım! Kesinlikle Cem Karaca’ yı anlatmakla bitmez.Devamı muhakkak gelecektir.
Henüz yorum yapılmadı.
Ad-Soyad*
Soyad*
E-Mail*
Mesaj* function textCounter(field, cnt, maxlimit) { var cntfield = document.getElementById(cnt); if (field.value.length > maxlimit) // if too long...trim it! field.value = field.value.substring(0, maxlimit); // otherwise, update 'characters left' counter else cntfield.innerHTML = maxlimit - field.value.length; var re = /(<([^>]+)>)/gi; field.value = field.value.replace(re, ""); } En fazla 500 karakter. 500 karakter kaldı.
Güvenlik*
9484,26%-0,41
37,98% 0,12
41,97% 1,91
3793,60% -0,86
6163,56% -0,43